Yazı Detayı
27 Kasım 2020 - Cuma 13:09 Bu yazı 42 kez okundu
 
Bir Garip Yol
Onur TOKGÖZ (Öğretmen)
boteb16@gmail.com
 
 

Yolcu

Bir Garip Yol

Kar Tanesi;
Bu yüksek zirve, güzel hava ve saf halim... Yaradan ne güzel ortam bahşetmiş bana. Şanslıyım vesselam. Temiz olmak, beyaz olmak ne güzel. Şeklim de güzel, gökyüzündeki yıldızlar gibi. Buralardan gökyüzü de çok güzel ve net gözüküyor. O karanlık geceler de seyre doyum olmuyor. Saymakla bitmeyen yıldızlar, gezegenler hem çok yakın; hem de çok uzaklar. Dokunamasam da seyretmek yetiyor. Gece gökyüzünü seyre daldığım gibi gündüz de aşağıları seyre dalarım. Güneşin sarısı; yerin yeşili, kızılı, grisi, kahvesi ve çeşit çeşit renkleri izle dur. Gece mi güzel gündüz mü bir türlü karar veremiyorum ama gündüz daha güzel galiba. O kara günden önceki günlerde, aşağılara baktığım da bir de ne göreyim: Kahverengi bir tabaka git gide bana yaklaşıyor, beyazlar kayboluyor. Hiç bu kadar yakından görmemiştim kahverengi tabakayı. İlk kez geçen sene fark etmiştim. Kış tam zamanında yetişmişti imdadıma. Kışla beraber beyazlıklar… Soydaşlarımla dolmuştu çevrem. Şimdi ise dibime kadar gelmiş resmen. Korku ve ürperti sardı içimi. Asırlardır buradayım ve mutluyum, halimden de memnunum. Gece bastırırken kahverengi doku gittikçe bana yaklaşıyordu. Tam zamanında gelmişti gece. Hiç bu kadar kasvetli ve ümitsiz seyre dalmamıştım gökyüzünü. Sabah ne olacaktı? Güneş doğacaktı birazdan, belki doğuşunu buralardan son izleyişimdi. Güneş doğdu bir rüzgar esti. İçimi çektim ve olan oldu. Şekil değiştirerek, rengimi kaybederek koptum asırlık vatanımdan. Şekilsiz, renksiz, büyük bir hızla hareket ediyor; akıyordum aşağılara. Bu dağlarda kar idim Güneş doğdu rüzgar esti eridim Bir dereden aşağı süzüldüm Niyetim sana tekrar kavuşmaktır bilesin Dere aşağı aktım da aktım. Hava ısındı, ben bunaldım. En kötüsü de saflığımı kaybettim. Dere bin bir şeyle doluydu. Şey diyorum çünkü görüp görmediğim ama htiğim onca madde vardı içinde. Neydi bu başıma gelen, suçum günahım neydi benim? Tekrar dağın zirvesine çıkabilecek miydim? Bu imkansız gözüküyordu fakat yarandandan ümidimi kesmemeliydim. Ümidimi kaybedersem asıl o zaman tükendim, bittim demekti. Ol deyince oldurur Öl deyince öldürür Kuru kayadan can çıkarır Hak ister de ne olmaz İstediğini alçaltır İstediğini yükseltir Suyu yokuşa akıtır Hak ister de ne olmaz İstediğinden alır İstediğine verir Bu tanenin sıkıntısını giderir Hak ister de ne olmaz BALIK; Aşk bu olsa gerek ya da aşık olsam böyle hissederdim galiba. Serin suların verdiği haz… Her ne kadar bu benim en zorlu sınavım olsa da o hazzı tekrar tekrar yaşamak isterim. En büyük arzum o sulara tekrar kavuşmak. Acaba serin sular mı beni mest eden şey yoksa hayatın, yaradanın bana yüklediği görevi yerine getirmenin vereceği rahatlık mı? Evet evet belki de bu rahatlığa aşık oldum, onu sevdim ben. Bir iken bin olmak da bu aşkın meyvesi olsa gerek. Bir candan binlerce can türemesi, sonra onlardan da binlercesi. Ben de o silsiledeki bir damlayım ve deryadaki bu damla olarak deryaya nice damlalar katacağım. O serin, temiz derede doğduktan sonra bu denizlerde yaşamak sanki cennetten sonraki dünya gibi hep eksik, hep kusurlu. Bekleyiş bu hasret artık bu sene bitecek. İstesem de duramam artık. Bu zorluğu, çileyi çekeceğim. Bu fedakarlığı yapacağım. Hem bu yaptığıma fedakarlık da denmez ki. Sevgi için sevgili için yapılan her şey, katlanılan her acı; seven için bir tür ödül değil midir? Şimdi tekrar düşününce serin sular aşk değil aşkın sevginin bir hediyesi. Biri bin yapanlar; o zorlu yolu engelleri aşanlar için küçük ama kocaman bir hediye. Bu aşkı o kadar çok arzuluyorum ki, her zerrem her hücrem o an için çalışıyor sanki. Bilsem ki bu sonum olacak yine razıyım bu sona. Dereme, eşime, yavrularıma kavuşmak ah kavuşmak. O sularda beraber yüzmek. Ne güzel olacak kim bikir ? Bu denizlere gelmemin üstünden yıllar geçti, bu özlemim dinmedi. Gücüm arttı, inancım azalmadı. Bilirim ki başarmak için güç tek başına yeterli değil, inanmakta gerekli. Sadece başaracağına değil, davana da inanmak. Samimi olmak, geri adım atmamak. Kuru inanıyorum başaracağım değil; sözün ardını doldurmak, belki taşırmak. Ateşi aynı ayarda tutmak yetmez, harını artırmak gerekir. Her geçen gün ateşimi büyüttüm, bir kıvılcım ile başlayan yangımın sanki bir ateş kasırgasına döndü de hiçbir zorluk onu söndüremedi. Bu ateşi besleyen sadece yukarıda saydığım etkenler olmadı. Bu denizler, ikinci yuvam çok kirli. Envai çeşit atıkla dolu ve bu durumu hiç değiştiremedim. İlk geldiğim gün fark ettim bunu. Zamanla geçer düzelir, alışırım dedim ama her geçen gün öncekini arattı. Birkaç kere denedim akıntı yukarı yüzmeyi ama gücüm yetmedi, şartlar el vermedi. Tekrar döndüm bu kirli sulara. Anladım ki çıkış zamanım belli bir hesaba ayarlı ve onu beklemeliyim. O zamana kadar kendimi hazırlamalıyım. Şimdi biraz küçük balık kovalayayım, biraz yosun yiyeyim. Her canlı nasibini yer ve de onu kovalar. Bir can, bir can için hayatını kaybeder ve o can da başka bir can için. Benim niyetim canımı bin cana feda etmek. Bu yaz benim için büyük yaz soydaşlarımla birlikte ben de deryadan dere yukarı tırmanışa geçeceğim. Gücümün doruklarındayım artık, hazırım büyük göç için. Sığ suları, şelaleleri aşıp hedefe varacağım ve dönmeye de niyetim yok. Günden güne kirlenen bu sulara artık dayanamıyorum. Tek de kalsam o derede kalacağım. Balık olmasam, suya muhtaç olmasam bir an durmam buralarda. İçsen olmaz, içmesen olmaz. Ama o dere öyle miydi? Ah dere ah!...Bekle az kaldı özlemimizin bitmesine. Kararımı vermiştim, doğduğum sularda ölecektim. Neyse ben yola koyulayım, derem beni bekler ben deremi. Yavrularım beni bekler ben onları. Bitirelim bu hasretleri. Son suyumu içeyim, son nefesimi alayım bu denizden. Dönmemek üzere vedalaşalım artık. Damlalar birleşerek oluşur dere Gün geçtikçe özlemim arttı o yâre Tırmana tırmana varacağım menzile Yaradanım derdime sendedir çare Kar Tanesi; Aktıkça aktım. Bir kayanın ortasından fışkırdım, uçtum resmen. Sanki bir saat fakat bir anlık bir uçuş… Su yokuş yukarı akmazdı ama bu uçurumu aksam bile tekrar çıkamazdım. Evimden kopmuş, dönüşü olmayan yola girmiştim bir kere. Hem uzun, hem kısa; zaman kadar zamandan sonra bir gölete kondum. Gölet geçici evim oldu, döndüm durdum içinde. Artık ne yıldızlar eski yıldızlardı ne de ben eski ben. Yıldızlara bakabiliyordum gerçi ama ya aşağılar… O renk cümbüşünü görmekten çok uzaktım. Bari saf temiz kalabilsem diye geçirdim içimden. Çünkü aktıkça daha da kirleniyordum, kendimi tanıyamaz oluyordum. Hey gidi günler, yıllar dedim. Ne haldeydim ne hale geldim böyle. Beyaz bir yıldız tanesiydim; şimdi ise şekilsiz, renksiz bir su tanesi oldum. Aktım derelerden Uçtum uçurumlardan Bir gölette duruldum Amacım sana kavuşmaktır bilesin Dere tekrar galip geldi. Kopardı beni göletten, kattı kendine. Şekli aynı ama hikayesi farklı milyonlarca su taneleriyle tanıştım bu yolculuğumda. Oysa eskiden kendime özgü ne de güzel şeklim vardı. Tanelerin kimi halinden memnun, kimi benim gibi üzgün ve şikayetçi. Kimi daha kötü ortamlarda bulunmuş, kimi bir zamanlar bir canlının parçası olmuş. Bazısı bu döngüyü her sene yaşıyormuş. Bazısı hiç kar tanesi olmamış. Her ne olursa olsun hepimiz irademizin dışında akıp gidiyorduk. Bu yolda ne ilktim ne de son olacaktım anlaşılan. Bu derede bir yolcu Ne birinci ne sonuncu Dağa kavuşmaktır niyeti Ya kavuşur ya kavuşmaz Artık saflığımdan eser kalmamıştı. Kokuyordum da üstelik. Bu ne iğrenç bir kokuydu. Etrafımda irili ufaklı bir sürü canlı vardı. Bir su damlası, bir zamanlar bunlardan biri beni içmişti dedi. Beni içen olmadı şu ana kadar. Acaba bir canlının parçası olmak onunla bütünleşmek nasıl bir duyguydu. Koyun kopar kuzusundan Kuş uçar yuvasından Karlar erir dağlardan Ayıran yaradansa yarim Uzun bir yolculuktan sonra ufukta göz aldığınca büyük bir su birikintisi görünüyordu. Masmavi, ışıldayan heybetli bir birikinti. Akış hızımız yavaşladı ve o birikintiye karıştık. Göle benziyordu ama değildi. Değişik parçacıkları vardı. İçindeki canlı sayısı da çok daha fazla ve çeşitliydi. Sıcak, kalabalık, gürültülüydü ve hiç saf değil. Yolculuğumuzun son durağı burasıydı anlaşılan. Artık yeryüzüne bakma şansım hiç yoktu, gökyüzü de daha uzak ve bulanıktı. Yukardakiler yıldız mı yoksa öylesine sönük ışıltılar mı seçilemiyordu. O eski netliklerini, ışıklarını kaybetmişlerdi. Eski günlerim aklıma geldi, içim cız etti. Her gece yıldız, ay şöleni; her sabah renk cümbüşü… Şimdi onlardan çok uzağım. Hey gidi günler dedim tekrar. Güzel, saf ve huzurlu günler. Aniden, hiç hesapta yokken çok daha büyüklerini gördüğüm bir canlının küçük versiyonu yaklaştı bana, içine çekti ve içti. Birkaç dakika sonra ondan bir parça oluvermiştim. Bir canlının parçası olmak büyük ve kutsal bir olguymuş.” Doğada hiç bir şey kaybolmaz, zayi olmaz lakin yıllarca süren uğraşlar sonucu oluşan bir besin çöp olursa döngünün tekrar başından başlamak gerekir. Onca uğraş boşa gider. Onun tekrar besin olması on yıllar alabilir. Lakin bir canlı onu yerse ondan bir parça olur. Döngünün bir üst basamağına çıkar. Çöp olmak yerine can olur. İki kelimede üç harfli ama bir değersiz bir madde iken diğeri şerefli bir madde. “ Aktım bir denize karıştım Koca denizde bir damla Balık içti beni oldun ondan bir barça Maksadım sana kavuşmaktır bilesin Balıkçılar; Kaçak avcılık yapan balıkçıları taşıyan tekne, dere boyuna sessizce ağlarını bırakıyordu. İçlerinden çirkin yüzlü olanı ellerini ovuşturarak, ”Gelir şimdi buraya bizim kuzular, Jandarmalar da görünürde yok, her şey tıkırında,” dedi. Yaşça küçük olanı, biraz karamsarca ekledi.” Ya gören olur, şikayet eden olursa. Ben hapse girmek istemiyorum. Hem annem babam öğrenir, duyarsa çok kızar; gönül koyarlar,” dedi umutsuzca. Kızıl saçlı olan girdi araya,” Sus ana kuzusu kim görecek bu saatte. Hem bu sene havaların erken ısındı, göç erken başlar. Kim düşünür bunu bu balıkları. Göç mevsimi değil daha takvim üstünde. Hele lafına bak. Annesi de üzülür, kızarmış. Bak hele buna. Sarmaları sararken anneni hiç düşünüyor musun? Kızlarla gezerken anam neyler demiyon da şimdi anam diyorsun,” dedi, sert bir ses tonuyla. Üç kişi ağları gerdi ve beklemeye geçtiler. Gün ağarmadan ağır ağır çektiler ağları ve balıkları kasaladılar. Biri bin yapmak niyetiyle yola çıkan balıklar kasalarda satılmayı bekleyen mezelere döndüler. Balık; Nihayet büyük kavuşma için başladı yolculuğum. Biri bin yapma yolundaki ilk belki de son seferim. Bu sefere çıkmaya sanki damarımdaki kandan daha çok ihtiyacım varmış gibi. O engelleri teker teker aşacağım ve Hak’kın bana biçtiği vazifeyi yapacağım. Evet derenin kokusunu almaya başladım. O taze yosunlu berrak suyun kokusunu. Ömrümde daha önce hiç bu kadar çok heyecanlanmamıştım. Türümden balık sayısı aniden arttı. İçlerinden başarılı olan biri eşim olacak. Bu zorlu yolun sonunda kavuşacağım eşime de. Beraber birbirimizden habersiz tırmanacağız bu kutlu yolu. Sonunda artıracağız neslimizi. Yoğunluk aniden hat safhaya çıktı. Önüm, arkam, sağım, solum balık doldu. Yara yara en öne geçtim. Hiç duymadığım, sezmediğim bir engel çıktı önüme. Şelalelere, sığ sulara, vahşi hayvanlara hazırlamıştım kendimi ama bu neyin nesiydi? Hem yokmuş gibi hem aşılmaz ulu dağlar gibi. İleri doğru yüklendim, kafamı geçirdim, gövdem geçmedi. Geri çıkayım, dedim: çıkamadım. Sıkışıp kalmıştım. Bir zaman sonra hareket etmeye başladım istemsizce ve suda da değildim artık. Nefes almak çok zor. Kaya gibi sağlam iki el yakaladı beni. Sertçe çekip çıkardı takıldığım yerden. Bir kenara atıldım onlarca yüzlerce soydaşım gibi. Sıçradım, zıpladım nafile kaçıp kurtulamadım. Yıllardır özlemiyle yanıp tutuştuğum dereme kavuşamadan, kokusunu alıp ta içinde yüzemeden ölüme kavuştum. Çok enteresan öldüm desem ölmedim, yaşıyorum desem hayatta değilim. Kendimi uzaktan izler gibiyim. Karnımı yardılar önce en kıymetlimi aldılar. Çırpınıyorum hafifçe ama bir refleks gibi istemsiz ve anlamsızca. Bir kasaya koyuldum önce sonra bir kamyona. Uzunca bir yolculuk sonrası kasadan alındım bir torbaya konuldum. Bir insan taşıdı bu torbayı diğerinin eline tutuşturdu büyük bir hediye verdiğini düşünerek. Alan anlamsızca baktı diğerine sonra sertçe çıkıştı. Diğeri iyilik yaptığını düşünerek gülerken birden yüzünü astı. “İstersen çöpe at, ” diyerek oradan hızlıca uzaklaştı. Beni elinde tutan konuştu kendi kendine. “Bunların üreme mevsimi gelmiştir.” Aldı eline, baktı bana “ Bu sebepten yakalanmış havyarları için,” dedi üzülerek.” Neslini kurutacaklar balıkların. Bi de çöpe atmış. Zavallı balık kim bilir ne umutları vardı. Şimdi çöp mü olacak? ” Bana hitaben; “İzin vermeyeceğim çöp olmana, hayatını, yavrularını kurtaramasamda çöp etmeyeceğim seni,” dedi kendi kendine. Bunların hepsini duyup anladığımı bilmeyerek. Doğanın onca emeğini, benim onca çabamı çöp etmeyeceğini söylüyordu. O rezil insanların emeğini değil, balığın emeğini diyordu. Aile; İki çocuk, masanın üzerinde duran bir poşeti merakla inceliyorlardı. Sonra anneleri geldi, onlara bir göz parlattı ve poşeti mutfak tezgahının üzerine koydu. Tezgâh hafifçe yüksek ve beyaz renkteydi. Tezgahın renginden annenin titiz ve temiz bir kadın olduğu anlaşılıyordu. Daha sonra anne oturma odasına geçti. Mutfak orta büyüklükte mutfaktı ve tezgahı çocukların yetişemeyeceği kadar yüksekti. Anne de buna güveniyordu. Çocuklardan büyüğü 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu diğeri 5-6 yaşında bir erkek çocuğuydu. Kızın gözleri ışıldadı, hafif gülümsedi ve kardeşine “Gel şu sandalyeye çıkıp poşeti açalım,” dedi. Sandalyeye çıktılar kız poşeti açtı ve erkek kardeşine döndü. “Şu balığı alıp sürahiye atsana belki tekrar canlanır,” dedi. Bunu kendi de yapabilirdi ama hem balığa dokunmak istemiyordu, belki de ondan korkuyordu, hem de annesinden çekiniyordu. Kız kendi yapmak istediği yapılmaması gereken ya da riskli şeyleri hep erkek kardeşine yaptırırdı. Erkek çocuk balığı aldı sürahiye koydu, balık canlanmamıştı. İkisi de üzüldü. Derken bir anda erkek çocuk dengesini kaybetti, sürahiyle birlikte mutfağın meydanına yıkıldı. Halı boydan boya ıslandı ve sürahi çatladı. Kız sandalyeden indi, geri çekildi, kardeşi ağlıyordu. Anne koşarak geldi ve manzarayı gördü. “Ben size bu balıklarla oynamayın dememdim mi?” dedi sert bir edayla. Erkek çocuğu kaldırdı yerden ve balığı poşete koydu ve kıza yöneldi. Kız hem kardeşinin yerine kendi düşüp doğrudan suçlu olmadığı için seviniyor hem de annesinin tavrından korkuyordu. Tam o sırada babaları içeri girdi. “Ne oldu burada, neden kızıma kızıyorsun?” dedi anneye. Anne durumu açıklarken baba “olan olmuş daha çocuk bunlar, rahat bırak kızımı.” dedi. Anne babanın gözünde her zaman kızından sonra gelirdi. Baba için kızı bir yana dünya bir yanaydı. Akşam oldu anne balıkları temizledi yıkadı ve fırında pişirdi. Baba, anne ve iki kardeş akşam sofrasına oturdular. Balıkları yedikten sonra, baba haftaya cumartesi dağın zirvesine çıkacağım dedi. Büyüyünce seninle de çıkarız, diye ekledi kızın kulağına hafifçe. Sevdiği şeyleri kızının da yapmasını istiyordu anlaşılan. Kızı yüzünü astı ama o istemeyebilirdi dağa çıkmayı. Şimdiden belliydi kızın aşırı ilgiden ve yapılması gereken şeylerin söylenmesinden rahatsız olduğu. Söylenen şeylerin doğru, güzel ve onunda hoşuna gidip gitmemesinin bir önemi yok gibiydi. Babanın en büyük korkusu bir gün kızını kendinden daha çok seven bir erkeğin çıkması ve daha kötüsü kızının da onu babasından daha çok sevmesiydi. Böyle bir durum başına gelirse nasıl tepki vereceğini hiç kestiremiyordu. Sevinmeli miydi üzülmeli miydi? Bu korku daha kızı doğduğunda içine çökmüştü. Sonra tekrar düşündü hayır o hep onunla kalacaktı, beraber o kadar çok şey yapacaklardı ki. Ayrıca onu kim ondan fazla sevebilirdi ki. Balık; Bir anne pişirdi beni, beş kişiye can kattım. Hem de gördüğüm kadarıyla beni hak eden canlara. Biri bin yapamasam da beş cana özüm aktardım. Onlarda yeşerdim onlara minnettar oldum. Belli mi olur, belki yıllar sonra bu beş candan birinden doğacak bir cana öz olurum. Özlemini çektiğim vazifemi böyle tamamlarım. Beni ” çöp “ olmaktan kurtaran bu insanlara bende özümü katarak teşekkür ediyorum. İki Arkadaş; Cumartesi sabah beşte bir arkadaşıyla yol çıktı baba. Tabi çıkmadan kızının yanağına buse kondurmayı da ihmal etmedi. Dağın eteklerinde ormanlık alandan geçerken içleri sızladı. Yağışların azalması yüzünden zayıf düşen ve böceklere yenilen ağaçlar çok üzdü onları. Ağaçlar teker teker kuruyorladı. Baba ” Ne üzücü,” dedi içini çekerek. Dağın uzak tarafından yılkı atlarının koşarken çıkardığı toz bulutu gözüküyordu. Hay maşallah ne de güzel koşuyorlar, dedi arkadaşı. Ne zaman gelmişti bu yılkılar buraya, nasıl yuva seçmiştiler bu zorlu araziyi; bilinmez. Hayat bunlara güzel; doğada istediğin gibi yaşa, ye iç, sev, sevil. “Acaba hayvanlar da sever miydi, aşık olurlar mıydı?” diye de ekledi. Baba “sanmam” dedi” kuşkusuz evlat sevgisi vardır ama eş sevgisi zannetmem.” dedi. Dağın diğer yamacı çıplak bozkır arazisiydi. Arkadaşı sordu: “Böyle zor şartlarda, yırtıcılardan kaçarak hür yaşamak mı, yoksa insan emrinde otu suyu kolay bulup güvende rahat yaşamak mı? Sence hangisi daha iyi bir yaşantı olur? Ya da sen hangisini tercih ederdin?” Baba hiç düşünmeden cevap verdi: “Tabii ki hür yaşamayı tercih ederdim. Esaret altındaki kraldan hür sade vatandaş daha üstündür.” Saat dörde doğru iki insan dağın zirvesine iyice yaklaştılar. Baba dertli dertli “Eskiden buralar hep kar yığını olurdu,” dedi. “Şimdi zerresi kalmamış. Ailemize biraz kar götürelim desek ya da dermanlık biri kar istese yok kalmamış nerdeyse.” Arkadaşı “Şu zirvede var ama zorlu bir yolu var. İki kişi de çıkamaz üstelik.” dedi. Baba usta bir dağcıydı ve kızına kar getireceğine dair söz vermişti. “Tamam ben çıkarım,” dedi; çantasını sırtlandı ve” Sen burada beni bekle.” diye ekledi. Zorlu yoldan tehlikeler atlata atlata geçtikten sonra zirveye yaklaştı. Son bir kayayı aştıktan sonra karlara varmayı umuyordu. Kayayı aştı kar göründü. Bir anlık sevinçle hata yaptı ve karların üzerine hızlıca atladı. Ayağı kaydı, uçuruma doğru sendeledi. Kendini zor toparladı. Bileği kayaya sıkışmıştı, durumu kötü gözüküyordu. Neyse yine ucuz yırtmıştı. Bir dağcıdan beklenmeyecek bir hataydı bu. Bir an kırık sandı bacağını. Yokladı, şükür kırık değildi. Kayaları oynatmaya zorladı. Pek kalkacak gibi durmuyorlardı. Arkadaşı da uzaktaydı. O ürkütücü anda ilk kızı sonra diğer çocuğu ve eşi geldi aklına. Onu, onları ya tekrar bir daha göremeseydim diye geçirdi içinden. Şok durumlarında insanın aklına ilk en sevdiği gelirmiş. Gönlü sıkıştı sonra anlık bir ferahlık hti. Gözünden saf temiz bir göz yaşı damlası karların içine düştü. Ne sen ayrılabilirsin benden Ne ben vaz geçebilirim senden Gelirim umulmadık yerden Kavuşturan yaradan olunca, bilesin Ve kar tanemiz saf temiz bir şekilde, özlemini çektiği evine tekrar dönmekle kalmamıştı. Özüne, kendinde olmayan çok önemli iki şeyde katmıştı. Aile sevgisi ve çocuk özlemi.

 
Etiketler: Bir, Garip, Yol,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
44
0
4
2
14
20
2
Fenerbahçe
42
0
4
3
13
20
3
Galatasaray
39
0
5
3
12
20
4
Gaziantep FK
35
0
3
8
9
20
5
Alanyaspor
34
0
6
4
10
20
6
Trabzonspor
33
0
5
6
9
20
7
Hatayspor
32
0
6
5
9
20
8
Fatih Karagümrük
30
0
6
6
8
20
9
Yeni Malatyaspor
27
0
7
6
7
20
10
Antalyaspor
26
0
6
8
6
20
11
Çaykur Rizespor
25
0
7
7
6
20
12
Kasımpaşa
25
0
9
4
7
20
13
Göztepe
25
0
7
7
6
20
14
Sivasspor
24
0
6
9
5
20
15
Başakşehir FK
24
0
8
6
6
20
16
Konyaspor
23
0
9
5
6
20
17
Kayserispor
19
0
11
4
5
20
18
Gençlerbirliği
19
0
11
4
5
20
19
MKE Ankaragücü
18
0
12
3
5
20
20
BB Erzurumspor
17
0
11
5
4
20
21
Denizlispor
14
0
12
5
3
20
nöbetçi eczaneler

     İZNİK NÖBETCİ ECZANELERİ    

    

26 kasım 2019  salı                 Poyraz eczanesi   

27 kasım 2019  çarşamba      Ceyhan eczanesi

28 kasım 2019   perşembe    Uğur eczanesi

29 kasım 2019  Cuma             Yeni uysal eczanesi

30 kasım 2019  Cumartesi     Poyraz eczanesi   

1 aralık 2019    Pazar              İznik eczanesi

2 aralık 2019   Pazartesi        Uğur eczanesi

3  Aralık  2019  salı                 Yalçın eczanesi

4 aralık 2019    Çarşamba      Bektaş eczanesi

5 aralık 2019    Perşembe     Uysal Eczanesi

6 aralık 2019    Cuma             İznik eczanesi

7 aralık 2019    Cumartesi     Yücel Eczanesi

8 aralık 2019    Pazar             Uğur Eczanesi

9 aralık 2019    Pazartesi       Poyraz Eczanesi

10 aralık 2019  Salı                 Çiğdem Eczanesi

11 aralık 2019   Çarşamba    Yeni Eczane

12 aralık 2019   Perşembe    Bektaş Eczanesi

13 aralık 2019   Cuma            Gülşah Eczanesi

14 aralık 2019   Cumartesi    Hersekli Eczanesi

15 aralık 2019   Pazar            Poyraz Eczanesi

16 aralık 2019   Pazartesi     Yücel Eczanesi

17 aralık 2019   Salı                Uğur Eczanesi

18 aralık 2019   Çarşamba    İznik Eczanesi

19 aralık 2019   Perşembe    Yeni Eczane

20 aralık 2019   Cuma           Çiğdem Eczanesi